automatisch
Archive
Kontak

    ikibindokuz-durum-raporu.xls

  1. Bu kıyılara ara sıra sevdiğim mp3leri yüklemem dışında pek dalga vurmadı, farkındayım. Yazmayalı oldukça uzun zaman oldu. Sizin için bir sorun teşkil ettiğini de zannetmiyorum, daha evvel bahsettiğim gibi zaten yedi kişiyiz. İşin aslı doğru düzgün yazabildiğimden bile çok emin değilim, sadece beni rahatlattığını biliyorum. Sırf bu sebep bile bu minik blogun varlığını devam ettirebilmesi için yeterli. Yedinizden kimse kalmasa bile. Gerçi hala tereddütlerim var, kendimden bu kadar çok şeyin ‘iki tıklık’ bir yerlerde olmasından. Bu kadar paylaşmaktan hoşnut muyum bilmiyorum. Getirdikleri kadar, götürdükleri de oluyor. Denge sağolsun, hiçbir yerde peşimizi bırakmıyor. Şimdiden “Hadi abicim uzatma, sadede gel” demeye başlamışsınızdır. Tamam kanka geliyorum, yavaş yavaş. Telaşa mahal yok.

    Niye bu kadar uzattım? Sanırım biraz sorguluyorum. Şirketlerin muhasebe departmanları senelik gelir gideri hesaplıyorken, ben de “Nedir durumlar hacıcığım?” pozisyonundayım. Elde ne vardı? Şimdi ne kaldı? Kendimi Beşiktaş - Sarıyer arası çalışan minibüs şoförü gibi hissediyorum. Arabanın parasını, mazotunu çıkardık. Ama bizim mangır, pek tıngır mıngır. Fark ettiğiniz üzere bu bir “iyi seneler” yazısı. Beklediğinizden ise biraz farklı. Yeni yıla iyi dileklerimi falan ileteceğim bir şey de olmayacak. İyi dilek nedir yahu? Denyolaşmanın manası yok. Sanırım her şey arkadaşım S.’nin bana yolladığı bir e-posta ile başladı. İlk satırları şöyleydi..

    Sevgili Bahadır,

    Bu sene aşık oldum, bu sene para kazanmanın hayal kurmakla alakalı olduğunu keşfettim ve yine bu sene çok uzun yaşamadan ölmemeye karar verdim.

    Devamını burada paylaşamayacak olsam da, beni oldukça etkilediğini söyleyebilirim. Bana bu yazıyı yazdıran, yazmamı hatırlatan şey oldu. Belki de biraz şuurumu yerine getiren. Aşık olmuştu ve çok uzun yaşamadan ölmemeye karar vermişti. Uzun yaşamadan ölmemeli, sevişmeden uyumamalı kararlar alasımı getirdi. Neyse devam edelim.

    Her nereden bakarsam bakayım, benim için oldukça kötü bir yıl oldu. Kötü gidebileceğini düşündüğüm her durumun kötüye gitmesini geçtim. Gidebileceğini düşünmediklerim bile kötü gitti. En yakın arkadaşlarımın yüzde yetmişinin askerde gitmiş/gidecek olması durumu da üstüne tuz biber oldu. Yeni yıla nasıl girildiğinin önemini bahseden sözü çok sallamıyordum. Ama bu yıl bana onun da doğru olabileceğini kanıtladı. Havanın ayazını çokta iplemeden, uzunca bir mesafeyi yürüdüm, geçtiğimiz yılın son gününde. İnsanlar bir yerlere yetişmeye çalışadursun, ben saati durdurmuş, saniyelerle birdirbir oynamaktaydım. Bir mucizeyi bekliyordum. Olmadı. Zaten unuttuğum şey şuydu ki, bu mucize denen meret beklenmedik zamanların adamıydı. Beklenince gelmiyordu haliyle. Gecenin geri kalanını ise dili alkole yatırarak geçirdim. Yeni yılın ilk günü ise beni hiç beklemediğim bir sürprizle karşıladı.  Uzun zamandır yanında olmadığım bir kadın, belki de ondan ve diğer herkesten beklentilerimi sıfırladığım uzatma anlarında, düşününce kulağa oldukça kofti gelen bir sözümü duyup, ruhuma dokundu. “A-ha!” dedim, “Müdürcüğüm mucize dediğimiz şey bu galiba”.



    Tabii değilmiş. Aslında çok ta önemi olmadığını yeni anlayabiliyorum. Sonuçta mucizeler, sürprizler ve pürüzsüz mutluluklar işin hayal kısmı oluyor bolca. Ve kendi hayal dünyanda büyüttüklerin, gerçekle karşılaştığında sonuç pek iyi olmuyor. Peki sadece ben mi hayal kırıklığına uğradım? Cevap tahmin ettiğiniz gibi, hayır. Sanırım bu senenin bu kadar kötü olmasının ve kötü hissettirmesinin bir sebebi de, insanları hala hayal kırıklığına uğratmaya devam etmeyi büyük bir başarıyla sürdürebilmem. Alttan aldığımız derslerden bu sene de çaktık. Ve gene S.’nin dediği gibi, “..bezginlik hissi yapılan her şeye sirayet ediyor ve neyi tutsa eline yapışıyor adamın..” Bu sene bana gelen bezginlik, hala terk etmiş değil. Yeni tanışılan canhıraş bir adam gibi, peşimi bırakmıyor. Defalarca “hadi abi!” demek bile işe yaramıyor.

    İçinizden “Evladım olaya kötümser bakıyorsun, illa ki iyi şeyler de olmuştur” diyorsanız, haklısınız. Evet güzel şeyler de olmadı değil. Örneğin, Askerlik problemimi inanılmaz büyük bir balla üç gün içinde halletmem. Ya da yarım kaldığına inandığım bir hikayenin, aslında bitmediğini anlamam gibi.

    O kadının hayatıma tekrar girmesi, tüm kötü zamanlarımda yanımda olması, yaptığım dandik şeylere bile çok önem vermesi, çok sevmesi, beni kahramanı olarak görmesi beni oldukça iyi hissettirdi. Annem, kardeşim, dostum, kankam(!), arkadaşım, her şeyim, hiçbir şeyim ve sevdiğim olması. Bazı zamanlarda ise saçma sapan sözleri, taktikleri ve nasihatleriyle en çok güldüğüm. Benim için oldukça önemliydi. Mutlulukların pürüzsüz olmadığından bahsetmiştim. Bu durumda da bir şey değişmedi. Çok affedersiniz benim mallığımda da. Yılın ilk günü sürprizinin üstünden beş buçuk ay geçmişti. Bostancıda bir trafik ışığının altında vedalaşırken, kadının gözlerinin içine uzunca bakıp, sarılma sonsuzluğa doğru kaçmaya çalışırken, öpecek cesareti kendimde bulamamıştım. Sanırım manasızca her şeyin sarpa sarıp, kadını bir daha göremeyecek olmanın korkusuna kapılmıştım. Adeta bir “Ted Mosby” olmuştum, yakında düğünde terk edilirsem, hiç şaşırmayacaktım. Mallık diz boyuydu.

    Bu seneden öğrendiğim diğer şey de, hiç bir şeyi çok fazla istememem gerektiğiydi. Temmuz ayının ortasında insanlar sıcaktan bayılırken, bizim üstümüze yağmur yağması bunun bir göstergesiydi. Vapur Heybeliada’ya yanaşıp, rüzgar suratıma tokatlar atmaya başladığında kıllansam da, çok aldırmadım. Marketten aldığımız şeylere baktığımda ise yiyecekler dile gelmişti. Sanki “Abi bizde besin değeri diye bir şey yok. Ama allahıma fena leziziz!” diyorlardı. Ona göre çok yürümemeliydik, belki haklıydı da. Farkında olmadığı şey ise, bana çoktan gelmişlerdi. Temiz hava ile kafayı bulmuştum. Hem oldukça az çimen barındıran, hem de denizi bu kadar zar zor gören bir yere oturmayı nasıl başarabilmiştik? Bu soruyu bugün bile cevaplayamıyorum. Henüz oturduğumuz çimenleri kıçlarımızla ezememişken, bardaklar boşalıyor, üzerimize doğru yollanıyorlardı. Çantasından çıkardığı şemsiye ise hayır duamı aldığı gibi, dışarı çıkarken hava durumuna bakmayı akıl edebildiğini gösteriyordu. Ve olacakları tahmin edebilmesine rağmen, beni kırmamış, istediğim gibi bir gün geçirmemize elinden geldiğince katkıda bulunmaya çalışmıştı. Yağan yağmur ortamı romantikleştirmiş ama bizim romantizm özürlü bünyelerimizde ise şapşallığa yol göstermişti. Ufacık şemsiyenin altına iki kişi sığışmaya çalışıyorduk. Benim bir taraflarım açıkta kalmış ama pek de umrumda olmamıştı. Gözlerimiz birbiriyle buluşup, ortamdaki yağmur pıtırtıları ve rüzgar sesiyle, suskunluğa sebebiyet verdiğinde ise çok manasız bir şey oldu. Bakışlarındaki mahzunluk geçmeden, ağzından “Ekinler dize kadar”ın sözleri dökülmeye başladı. Biliyorum tahmin ettiğiniz şey bu değildi. Açıkçası benim de öyle. Ne yapacağımı bilemez bi halde ona bakarken, o hiç bir şey olmamış gibi devam ediyordu. Sanırım o an, ona uzun süredir aşık olduğumu fark ettiğim ilk andı. Bunu ona hiç söylemedim ama durum buydu.



    Dönüş yolunda ise ben sadece mutluydum. Üzerinde oturduğumuz plastik poşetlere ve şemsiyeye rağmen üstümüz başımız çamur olmuştu. Ama bunların hiç biri önemli değildi. Mutluydum ve önemli olan tek şey de buydu. Aradan geçen bir kaç günden sonra, biz ilk günkü barımızda otururken, beni sinirlendiği için pişman olacaktı. Onun birasından içip, gargara yaptıktan sonra, içtiğim yere geri bırakmam(Evet, iğrencim.) hiç hoşuna gitmeyecekti. Ama sanırım bu çocuğu bu kadar delirttiğimiz yeter, bundan sonra pek delirtmeyelim diye içinden geçirecek ve yanıma gelecekti. Saçları saçlarıma, ruhu ruhuma karışacaktı. Üzerinden aylar geçmesine rağmen, ben bu yazıyı yazarken bile doğru kelimeleri seçmemde oldukça zorlayacak, yazının bu kısmını binlerce defa silmeme sebep olacaktı. Ben gene de kelimelerden hiçbirini beğenmeyecek, o anın güzelliğinin yanında çok yetersiz bulacaktım. “İşte o günden beri en yakınımdaki, tüm sıfatlarım, ikinci tekil şahıslarım o” dedirterek, daha fazla karıştırmadan herşeyi, konuyu bağlayacaktım.

    Ve son olarak, biliyorum bu sene bir çok insana bir çok şey borçluyum. Bazılarınıza teşekkür, bazılarınıza minnet, bazılarına kocaman bir özür. Bir kaçınıza da 15-20 lira bir şeyler. (Ödeyeceğim yakında, bu Cuma ödeme bekliyorum. Olmadı haftaya Cuma.) Ama aranızdan bir kişiye çok şey borçluyum. Bu sene beni en mutlu edeninize yani. Yaptığım her şey o yanımda olduğunda daha eğlenceli ve keyifli oluyor. Bu borcu ödeyebileceğimi hiç zannetmiyorum. Ama en azından ona aşık olduğum gerçeğini söyleyerek başlayabilirim. Hepinize kendi itirafımla baş başa bırakır, yeni yılda olduğunuzdan daha kötü durumlara gelmemenizi rica ederim. Sevgiler.

    Merhaba,

    Ben Bahadır. Bu sene sevdiğim kadına aşık oldum. Onu ne kadar sevdiğimi söylemenin yollarını ise, önümüzdeki sene içinde bulacağımı tahmin ediyorum.

  2. Comments (View)

    kulak sağlığı @ 27-12-2009

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    “çal beni bebeğim” diye bağrınıyor sanki. khoiba’dan “wash this out”.

    Comments (View)

    kulak sağlığı @ 15-12-2009

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    the devil’s anvil, new york’ta altmışlı yıllarda yaşayan dört lübnan asıllı amerikalının oluşturduğu bir grupmuş. ben yeni keşfettim kendilerini. 1967de çıkardıkları “hard rock from the middle east” albümleri, son bir haftadır beni kendine bağlamış durumda. erkin koray’ın “illa” ve “deli kadın” şarkılarının orjinallerini (wala dai ve karkadon) bu albümde dinlebiliyoruz. keza çamur da “bu aşkın ızdırabını” albümlerinde “selim alai“yi “halim öyle” adıyla yeniden yorumlamış. albümdeki “shisheler” ise size oldukça tanıdık gelecek, yarım ağız türkçeyle pek eğlenceli olmuş. ben dinledim pek memnun kaldım, e tumblr sağolsun, eşe dosta böyle paylaşmayı sağlıyor.

    son olarak “deli kadın” benim pek sevdiğim bi şarkıdır. bu şarkının orjinali olan “karkadon“u da tanıdığım tüm deli kadınlara hediye edeyim dedim. arapça olarak neyden bahsettiğini bilmemekteyim ama olsun. afiyetle.

    Comments (View)
blogdaki materyallerin bazı hakları creative commons lisansı ile korunmaktadır. ayrıca arkaplan fotoğraflarının kullanım hakları, fotoğrafçılarına aittir.