can sıkıntısından mütevellit. bir takım ıvır zıvır.
baştan itiraf edeyim, olayın ne müge anlıyla ne de ‘tatlı sert’ sözüyle bir alakası var. fakat başlık olarak “aşka olan inancımı nasıl kaybettim?” yazarak ortamı ergen kız seviyesine düşürmek istemedim. öyle bir adam değilim, biliyorsunuz. fakat mevzumuz bu yapacak bir şey yok. bir aşktan bahsedeceğim size. bu aşkın, bendeki aşk kavramını nasıl yerle bir ettiğinden. farz-ı misal esas oğlanımızın ismi çetin olsun. çetin, bir kıza dört sene boyunca derinden ve büyük bir aşkla bağlanmış bir insan evladı olsun. fakat karşılıksız bir aşk olsun bu. tamam mıdır? hah. tamam.
buraya kadar bir problem yok. flaşbekimizi yaptık, okuyucuyu bilgilendirdik. şimdi günümüze dönüyoruz efendim. çetin kardeşimiz seneler içinde malum kızla olan mevzusunun bir sonuca ulaşmayacağını anlayıp, bu işten vazgeçmiş olsun. bu süreç oldukça acılı geçmiş, zor da olsa atlatılmış olsun. şimdi sahneyi şöyle gözünüzün önüne getirmenizi rica ediyorum. meskun mahalde bir düğün salonu, içerisi hınca hınç insan dolu. bıraksan on saat boyunca bitmeyecek gibi duran bir halay, hadise’nin ‘düm düm tek’i eşliğinde gelen pasta ile kesiliyor. pasta yedi katlı olduğu halde, on katlı olduğuna dair yalanlar atılıyor. klasik düğün salonu tripleri yani.
ankara koçhisarlı elvan dalton’u çıkarmadan çok daha önce ‘misket havası’yla düğün salonlarında bir hakimiyet kurmuştu. misket havası çalmaya başladığında pist bir anda pazar yerine dönmüş, herkes ‘allah allah’ nidalarıyla döktürmekteydi. işte çetin’in beni bitiren anı tam bu anda gerçekleşti. kendini sahneye atan çetinimiz, gelinin kardeşiyle karşılıklı göbek atıyordu. bu da yetmezmiş gibi, ‘yere paraları düşürdüm, ah toplayayım hemen’ hareketini yapıyordu. işte bu an aşka inancımı kaybettim sevgili dostlar. sevmek, sevilmek hepsi yalandı. çünkü bu düğün çetin’in senelerce aşkla bağlandığı kızın düğünüydü. ve senelerce aşkına büyük bir saygı duyduğum çetin, oradaydı. ortaydaydı. göbek atıyordu. hadi göbek atmasını geçtim, figüre girmişti. iki sene evvel kafasını duvara vuran adam gitmiş, yerine adeta bir yavşak gelmişti. kimse bana “zamanla duygular değişir” demesin. hangi adam eskiden aşık olduğu kızın düğününde bunları yapar sayın okuyucu. sorarım sana. ha? sorarım sana. işin özü aşk diye bir şey yokmuş sayın okuyucu. kapatalım bu artık bu bahsi, çok sinirliyim.