automatisch

can sıkıntısından mütevellit. bir takım ıvır zıvır.

April 17, 2010 7:25 pm

derya

necip fazıl üsküdarı, “her akşam camlarında yangın çıkan” bir yer olarak tasvir ederken, muhtemelen kıyının karşı tarafındaydı. hep öteki görülen, her nereden bakarsanız bakın, garip bir yer. ama bana sorsaydınız. hani sormazdınız ya. farz-ı misal sorsaydınız, “bu üsküdar nedir?” diye. afilli cevap vermeye kalkışıp yan gelirken “ölümün güneşi karşıladığı yer”, kısadan ise “ev” derdim.

her sabah uyanıp evden çıktığımda, önümdeki yolun bir tarafı boğaza, denize, martılara, ne bileyim vapurlara falan bakarken, bir diğer tarafı karacaahmet’in büyük duvarlarına ve sanki göğe değen ağaçlarına bakar. beyaz taşların üzerinde artık çoktan ezberlediğim bir çok isme selam verip, dolmuştan içeri ayağımı atıp, geri kalanı malum. bir yandan düşününce cezanın da katkısı yok değil bu duruma, “mekanım en son karacaahmet anla” diye diye, kafamıza kazıdı durumu. ayriyeten her taraf da satıldı hakikaten, parsa parsa.

peki bunca zamandır göz önünde duran bu ayrıntıdan, neden şimdi bahsediyorum? derya için. bugün mezarlığın içine yeni yapılan, futuristik camiiye yaptığım ziyaretin sebebi. o iğrenç yeşil arabanın içinde olmayı hiç haketmeyen derya ya da “zucka”.

aktivitelerde gözlerim arar onu! hengame sırasında oturup “adam gibi” konuşamasak da elini sıkıp, sarılıp “merhaba” demek tesellim oluyor. teşekkür ederim bu fırsatı bana verdiğin için!” demiş benim için, yaklaşık dört sene önce.

onun en sevdiği rengi, filmi, kitabı, şarkıyı bilmiyorum. daha yakın olmadığım için biraz denyoluk yapmış mıyım? kuvvetle muhtemel. ama o bana yazdığı gibi, hep bir yerlerde karşıma çıkan, kocaman gülümsemesiyle “merhaba” diyen, havadan sudan konuşarak eğlendiğimiz bir insandı. oldukça az şey paylaşmamıza rağmen, bana bu satırları yazdırabildiğine göre, deryanın ne kadar özel bir insan olduğunu anlamışsınızdır. hepimiz için bu kadar özelken, gitmesinin ne kadar manasız olduğunu. onu daha iyi tanıyanlar için ne ifade ettiğini. onlar belki hissiyatlarını daha da güzel anlatabilecekler.

ölüm haberini alıp, onu düşününce aklıma ilk gelen şey “teşekkür ederim” idi. bir dönem çokça kullandığı ve ne kadar naif olduğunu belli eden o söz. naifliğiyle bir kez daha gülümseterek, sanki tekrar sıkıca sarılmışcasına “teşekkür ederim”. aslında fark ediyorum ki, sonuna geldiğimizde önemli olan tek şey bu oluyor. ben ya da siz giderken, belki de hiçbir şey yapmadan sadece varlığımızla geride kalanları gülümsetebilecek miyiz? emin değilim. ama o bunu başardı, bugün o futuristik camiideki yüzlerce insan da bunun kanıtıydı.

teşekkür ederim derya. varlığın için, seni tanıdığım için. evet, bir sürü hengame sırasında seninle doğru dürüst konuşamadık. ama sadece “merhaba” diyerek, hayatıma girmen ve bir çoğumuza olduğu gibi, beni de gülümsemenle ısıtman çok güzeldi. şimdi sen de karşı kıyıya uğurladıklarımıza katıldın. belki de şimdi bu taraflara bakıp, üsküdarın camlarında yangınlar görüyorsundur. kimbilir.