can sıkıntısından mütevellit. bir takım ıvır zıvır.
işler hiç yolunda gitmiyordu. koskoca dükkan sinek avlar mı bilader? avlıyomuş valla. hatta bildiği avladı. çalışanlar huysuzlanmaya başlamıştı. bir dekupe üç günde yapılıyor, banner desen bir ay alıyordu. dediler bi osman var, malatyalı. eliboldur, gönlü hoştur. size iş verir, aş verir. sırtınızı pek eder.
bu durumdan mütevellit düştük yollara, orada bi adam vardı. markası için elinden geleni yapıyordu. sanırsın dünyaya ithal ediyordu peynirlerini. “web?” dedi. “ayıpsın usta, hallederiz” dedik. “reklam filmi?” dedi. “ben anamdan 2d doğdum” dedik. “peki ya bunların hepsi iki liraya olur mu?” dedi. dedik bi siktirgit. o paraya çay vermiyoruz biz. “size referans olur” dedi. sopaları çıkarıp, istanbul’a kadar kovaladık.
not : bunu paternika‘da bi kağıda yazdım ve kullandığım kalem asetatlı olduğundan masalarının ağzına sıçtım. beş yaşındaki bi çocuk gibi heyecanlı heyecanlı etrafta koşuşturdum. kimse çakmasın istedim. cif aradım bulamadım. bundan dolayı kolonyoyla giriştim masaya, sonuç rezaletti. sonra bendeki bu heyecanı fark edip geldiler tabii, birbirlerine sarılıp ağladılar. üzgünüm, kalem boktandı.