can sıkıntısından mütevellit. bir takım ıvır zıvır.
cahit berkay sazın ince telinden giriyordu mevzuya, bense kendimi bir araba içinde köy yollarında düşlüyordum. başımı 92 toros‘un camından dışarıya çıkarıyordum hafifçe. rüzgar saçımı dağıtıyor, bu sırada müziğe bir de yaylı tambur ekleniyordu. karşıdaki dağlar yağlıboya tablolar gibi görünüyor ve tayfun talipoğlu her an bir yerden çıkacakmış hissini oluşturuyordu. batı karadenizin ücralığı bitmiş köylerinden birinin kenarına oturuyor, etrafı kesiyordum. çeşmenin başında oturan yaşlı kadın bana selam veriyor, kimlerden olduğumu soruyordu. onu anneanneme benzetiyor, gidip elini öpüyordum. “misafirim nene” diyordum, “bu diyarda misafirim. kime geldiğim, neye geldiğim belli değil. çağırmadı da kimse beni. gelmek gerekti belki de, gitmek gereken zamana değin.” nene “hoş geldin oğul” diyordu, “elbet vardır bir keramet”. her ne kadar istemesem de, zorla bostanına götürüyor, çiğ nohutları sevdiğimi söylediğimde tüm kucağımı doldurarak, beni yolcu ediyordu. ben, dudaklarımda bir nohut sapını tutarak, ağacın gölgesinden faydalanmaya çalışıyor, cebimdeki kağıtlara kızı dolduruyordum. güneş tepeden aşağı doğru iniyor, gökyüzünün yarısı sararıyordu. uzaklara bakıp, kızın yanımda olmalısını diliyordum. ama düşümde bile bu olmuyor, sanki tekrar kaybediyordum. cebimdeki kağıtlardan biri yere düşüyor, karaladığım iki çift göz bana bakıyordu. ağaçların yeşiliyle gözleri birleştiriyor, yüzümdeki gülümsemeyi “selvi boylum al yazmalım” tadına eriştiriyordum. her şeyi fazlaca karıştırıyor, bundan da garip bir mutluluk duyuyordum.
cahit berkay ve grup zan’ın “arda kalan” parçasını dinlerken yazmıştım. dinlemek isteyen olursa »